facebook    twitter

Üye Giriş Formu



Ara

Yayınlarımız

İş Hukukunda Gündem Gazetesi

Gazeteye Abone
Olmak İçin Tıklayınız

basindabiz

İş Birliği Yaptığımız Kuruluşlar



İş Hukuku Uygulamaları İhbar Tazminatı
Islah Nedir?
Yazar İŞHUKUKU ENSTİTÜSÜ   
Islah, taraflardan her birinin yapmış olduğu usuli işlemlerin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir.
Örneğin davacı, dava dilekçesinde bazı vakıaları yazmayı unutmuştur; bu gerekçeyle dava dilekçesini ıslah ederek, o unutmuş olduğu vakıaları dava dilekçesine yazabilecektir. Islah, karşı tarafın onayına ve yargıcın kararına bağlı olmaksızın bir tarafın usule ilişkin yaptığı işlemleri, gerekli giderleri vermek koşuluyla yasada belirtilen süre içerisinde yöntemine uygun biçimde tamamen veya kısmen düzeltilmesini sağlayan hukuksal bir işlemdir.
Islahın, karşı tarafın veya mahkemenin izin ve onayına tabi olmaksızın tek taraflı ve açık irade beyanıyla yapılmasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E.2003/797 K.2003/6447 T.16.6.2003 sayılı kararı, konuyu destekler niteliktedir. Bu sayede tarafların düşmüş oldukları hataları düzeltme, değiştirme imkanı sağlanarak daha adaletli bir karar verilmektedir. Bu açıdan “ıslah” kurumu, hukukun temel amacı olan mutlak adaleti gerçekleştirme noktasında oldukça önem arz etmektedir. Islahın gerek usul ekonomisi yönünden ve gerekse de adil yargılanma için önemi Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında belirtilmiştir.
Hukukumuzda iddia ve savunmanın genişletilemeyeceği kuralının olması sebebiyle, iddiasını veya savunmasını değiştirmek, genişletmek isteyen taraf, karşı tarafın açık rızası olmadan iddia ve savunmasını genişletemeyecektir. Bu kalıplaşmış, dar usuli kuralın doğurabileceği sakıncaları gidermek adına işte “ıslah” kurumu düzenlenmiştir. Bu sayede ilgili taraf, iddia ve savunmasını ne karşı tarafın ne de mahkemenin onay veya rızası olmadan genişletebilecektir.
Hukukumuzun birçok noktasında hüküm süren katı biçimselliği oldukça yumuşatan ve taraflara adaletli bir karar noktasında imkan sağlayan ıslah kurumunu, maalesef ki davanın her aşamasında kullanma imkanımız bulunmamaktadır. Şöyle ki ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir (HMK. Md.177,1). Üst mahkemede(kanun yolu aşamasında) ıslah yapılamaz. Yargıtay’ın 4.2.1948 günlü içtihadı birleştirme kararına göre, bozmadan sonra(hükmün Yargıtayca bozulması üzerine hüküm mahkemesinde yapılan yeni tahkikat sırasında) ıslah yapılması mümkün değildir. Ayrıca, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E.2005/1718 K.2005/11046 T.28.6.2005 sayılı kararında da “Yargıtay’ın bozma kararından sonra davanın ıslahı mümkün değildir.” şeklindeki kararı da bozmadan sonra ıslahın mümkün olmayacağını belirtmektedir. Ancak, Yargıtay’ın daha sonraki bir içtihadı birleştirme kararında da kabul edildiği gibi “bir mahkeme kararının her ne sebeple olursa olsun temyizde bozulması sonunda mahkemenin bozma kararına uyması ile dava yeniden duruşma aşamasına girmiş olacağından duruşma henüz bitmemiştir. Islah, tahkikat bitinceye kadar yapılabileceğine göre, bozmadan sonraki yeni tahkikat sırasında da ıslah mutlak olarak mümkün olmalıdır” şeklinde benimsenen görüşler de vardır.
Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. İki taraf da duruşmada hazır ise, ıslah sözlü olarak yapılabilir (HMK.md.177,2). Sözlü ıslah beyanının duruşma tutanağına yazılması gerekmektedir.
Islah, duruşma dışında yapılmak istenirse veya karşı taraf ıslahın yapıldığı duruşmada hazır değilse, ıslah, mahkemeye verilecek iki nüsha dilekçe ile yapılır. Bu dilekçenin bir nüshası veya sözlü ıslah beyanı tutanağının bir nüshası, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir (HMK.md.177,2). Ancak, ıslah dilekçesinin karşı tarafa gönderilmesi, ıslahın geçerliliği için şart değildir. Zira ıslah, davacı veya davalının tek taraflı ve açık bir irade beyanı olup ne karşı tarafın iznine ne de başka bir şeye bağlı değildir.
Islah yapmak için, usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Islah, ancak açılmış bir dava için söz konusu olup, dava edilmeyen bir hususun ıslahla dava konusu haline getirilmesi mümkün değildir. Bu konuyu destekler nitelikteki Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin E.2007/1226/ K.2007/6148 T. 09.07.2007 sayılı kararı ilgili emsal kararlardandır.
Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hale gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hakimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır; aksi halde, ıslah yapılmamış sayılır (HMK.md 178). Bu hükmün temel amacı, yersiz ve hukuki dayanağı bulunmayan ıslahın karşı taraf üzerinde yaratabileceği olumsuz etkileri önlemektir. Ayrıca kötü niyetin bertaraf edilmesi adına HMK’nın 182. Maddesinde şu hüküm de düzenlenmiştir: “Eğer mahkeme, (davanın sonunda) ıslah yapan tarafın bunu kötü niyetle yaptığını, yani ıslah hakkının yalnız karşı tarafı rahatsız etmek ve davayı uzatmak gibi kötü niyetli düşüncelerle kullanıldığını, deliller veya belirtilerden anlarsa mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca mahkeme, kötü niyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve ayrıca disiplin para cezasına mahkum eder.”
Bir taraf, aynı davada ancak bir kez ıslah yapma hakkına sahip olup (md.176,2), ikinci defa ıslah yoluna başvuramaz.
Islahın Çeşitleri
1. Davanın Tamamen IslahıDava tamamen ıslah edilebilir. Davayı tamamen ıslah edilebilecek olan taraf, davacıdır. Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan itibaren ıslah eder ve yeni bir dava dilekçesi verir(md.180). Maddeden de anlaşıldığı üzere davanın tüm unsurları ile birlikte ıslah hakkı sadece davacı tarafa tanınmış olup davalı tarafın bu konuya ilişkin talebi söz konusu olamayacaktır.
2. Davanın Kısmen IslahıDavanın kısmen ıslahı da mümkündür. Davanın kısmen ıslahı ile, davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir(düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sağlanır. Kısmen ıslah yoluna hem davacı hem davalı başvurabilmektedir. Yani davanın tamamen ıslahı halinde olduğu gibi bu hak, sadece davacı tarafa tanınmamıştır.
Islahın Etkisi
Islahın etkisi md. 179’da “ Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yani, ıslah yapan tarafın ıslahın etkili olmasını istediği noktadan itibaren tüm yapılmış olan işlemlerin yapılmamış sayılması durumu ortaya çıkmaktadır. Böylelikle tarafın, düzeltilmesini veya değiştirilmesini istediği ilgili kısmın aslında hiç yapılmamış sayılması sağlanmaktadır. Bu etkiyi, davanın tamamen ve kısmen ıslah hallerinde ayrı ayrı ele almak gerekmektedir. Şöyle ki, davanın tamamen ıslahında, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren  bütün yapılan işlemler; davanın kısmen ıslahında ise davanın ıslah edilen kısmına ilişkin işlemler yapılmamış sayılacaktır. Ancak ıslah edilen kısma ilişkin her işlem geçersiz sayılmaz. Zira belirtilen şu işlemler, ıslah ile yapılmamış sayılamaz: Mahkeme önünde yapılan ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, bir yerin keşfi üzerine tespit edilen durumu gösterir her çeşit tutanaklar, isticvap tutanağı, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yemin teklifi, reddi veya iadesi.
Budan başka, ıslah, içeriği bakımından maddi hukuk işlemi olan feragat, kabul, sulh, takas beyanı ve bir akdin feshi gibi maddi hukuk işlemlerini de etkilemez; yani, ıslahtan önce yapılmış olan bu işlemler ıslahtan sonra da geçerliliklerini korurlar.
Islahın Konusu
Islahın konusunu, tarafların yapmış oldukları usuli işlemler oluşturmaktadır. Örneğin; davacı, önceden tazminat istemiş iken sonradan taşınmazın tescilini isteyebilir; davacı, davasını tamamen ıslah ederek dava dilekçesinde dava konusu olarak gösterdiği taşınmaz yerine başka bir taşınmazı davasına konu yapabilir; ıslah yolu ile dava konusu arttırılabilir; davacı, ıslah yolu ile açtığı tespit davasını ıslah yolu ile eda davasına dönüştürebilir ya da davalı, cevap dilekçesini ıslah ederek savunmasını genişletebilir. Ancak, tarafların yapmış oldukları her usuli işlem ıslah yolu ile düzeltilememektedir. Şöyle ki bir taraf, yanlış bir tanık listesi verdiğini bildirerek, ıslah yolu ile dahi ikinci bir tanık listesi veremez(md.240,2).
Islah yolu ile dava konusunun arttırılabileceğini söylemiştik. Ancak, ıslah dilekçesiyle arttırılan miktar üzerinden gerekli harç alınmadan yargılamaya devam olunamayacaktır. Yargıtay’ın da konuya ilişkin bir kararı mevcut olup, aksi yönde verilen yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2009/16817 K.2009/18384 T.17.11.2009 sayılı kararı)
Ek olarak, uygulamada doğabilecek tereddütleri gidermek adına, ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmayan hallerin de incelenmesinde fayda görmekteyiz. Bu hallerde, davanın veya savunmanın değiştirilmesi için, bunu yapmak isteyen tarafın ıslah yoluna başvurmasına gerek yoktur. Böylelikle, bir taraf davasını ve savunmasını hiçbir şarta tabi olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile değiştirebilir veya genişletebilir. Bu haller;
a. Mahkeme, davacının talep ettiği şeyden başka bir şeye  hüküm verebilir.
b. Bir tarafın, mahkemenin kendiliğinden incelemesi gereken hususları ileri sürebilmesi için, ıslah yoluna başvurmasına gerek yoktur.
c. Dava açılmasından sonra doğan olayların ileri sürülmesi, davayı değiştirme yasağına tabi olmayıp ıslaha gerek yoktur.
d. Cevap dilekçelerinin verilmesinden ya da cevap süresinin geçmesinden sonra doğan savunma sebeplerinin ileri sürülmesi, savunmayı genişletme yasağına tabi olmayıp ıslaha gerek yoktur.
e. Hukuki sebebin değiştirilmesi konusunda da ıslaha gerek yoktur.
f. Tarafların dilekçelerinde yapmış oldukları açık yazı ve hesap hatalarının düzeltilmesi için, karşı tarafın muvafakatına veya ıslah yoluna başvurmaya gerek yoktur. Çünkü, bu gibi maddi hatalar karar verilinceye kadar düzeltilebilir. Maddi hatanın düzeltilmesine ilişkin Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin E.2008/1880 K.2008/2003 T.6.5.2008 sayılı kararında “…dava dilekçesinde parsel sayısının yanılgı ile 46 yerine 45 olarak gösterilmiş olması her zaman düzeltilmesi mümkün maddi yanılgı niteliğindedir. Bu nitelikteki yanılgıların her zaman düzeltilmesine olanak bulunduğu gibi usulün 83 ve onu izleyen maddesi hükmü uyarınca somut olayda ıslah yapılmasına gerek yoktur.” şeklinde açıklanan hüküm de maddi hata halinde ıslaha gerek olmayacağını destekler niteliktedir.
Bir davada taraf değişikliği ancak ve ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası alınmaksızın hakim tarafından kabul edilir. Bu düzenlemeden önceki durumda Yargıtay, davada taraf değişikliğine katı bir şekilde izin vermemekteydi (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E.2003/1435 K.2003/3583 T.2.5.2005 sayılı kararı). Ancak, HMK. md.124 hükmü, taraf değişikliğini kolaylaştırmıştır.
Faiz Başlangıcı
Islah kurumunda faizin davanın açıldığı tarihten itibaren mi yoksa ıslah gününden itibaren mi işleyeceği konusu, uygulamada bir türlü görüş birliği bulamamıştır. Şöyle ki, ıslah uygulamasının başlamasından sonra, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince verilen bir çok kararda “faizin, ıslah gününden değil de, ilk dava gününden yürütüleceği”   sonucuna varılmış iken en son ulaşılan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin E.2006/2866 K.2007/3086 T.7.5.2007 sayılı kararında Özel Daire’nin görüşünün benimsenmediği, “ıslah ile arttırılan alacak için temerrüdün ve faizin ıslah tarihinde başlayacağı” belirtilmiştir.
lien>
 

İş Hukukuyla İlgili Linkler